Showing posts with label Kürtçe. Show all posts
Showing posts with label Kürtçe. Show all posts

Sunday, October 18, 2015

Kürtler Sizin Neyiniz Olur?

Yıllardır dillendirilen “Ermeniler millet-i sadıka idi.” klişesine benzer bir şekilde Kürtler için söylene gelen kardeşlik, sadakat, bağlılık, fedakarlık ve feragat gibi onlara ait özelliklerin karşısında bizim sayacağımız hangi özelliklerimiz var diye oturup düşünmenin zamanı geldi, geçiyor.
Türkler Anadolu'nun kapılarını zorladıkları zaman Kürtler, Selçuklulara yardım etmişler. İslam derin bir krize girdiği zaman Kürt liderin etrafında toplanan Müslümanlar İslam'ın onurunu Haçlılardan kurtarmış, Safevi'ye karşı onlar siper olmuş, Çanakkale'de onlar bizimle omuz omuza savaşmışlar, kurtuluş mücadelesini birlikte vermişiz. İslam'ın yasaklandığı dönemde Kürt alimleri öne çıkmış dinin bu coğrafyadan tamamiyle silinip gitmesini engellemiş. Kürdistan medreseleri hâlâ Arapçanın ve İslam ilimlerinin koruyan ve son zamanlarda merkezî şehirlerimizdeki üniversitelere de aktaran yerler olarak anılır.
Anlatılan bütün hikayelerde öne çıkan sadece Kürtlerin âlicenaplığıdır. Türkler Kürtlere bunların karşılığında ne vermiş, sorusuna ise utangaç bir iki kelamdan başka söyleyecek sözümüz yok. Kürt Selçuklu'ya yardım etmiş, Selçuklu onların zaten Bizans zamanında da var olan beyliklerini ve özerkliklerini tanımış. Osmanlı özgürlüklerine dokunmamış, dağlarında özgür gezmişler. Son döneminde İstanbul iskelelerinde hamal olarak Osmanlı'nın ucuz işgücü olmuş. Gerektiğinde Doğu'da Ermeni'ye, Batı'da 6-7 Eylül'de Rum ve Yahudi'ye karşı tetikçilerimiz olmuş. Ülkeyi doğusunda batısında beraber savunup beraber kurtarmış ama bu ülkenin eşit yurttaşı olamamış. Hâlâ da Kürtlere verebildiğimiz bir şey diye aklımıza fındık bahçelerinde verdiğimiz gündelik işler geliyor.
En sonunda ulus devletimizi kurup Kürtleri önce öteleyip yok saymışız. İtiraz edenlerini, isyan edip hakkını arayanlarını yargılayıp infaz etmişiz. Eğitimden kalkınmadan mahrum bırakıp bölgelerini en geri kalmış yerler olarak tutmuşuz. İliklerimize işlemiş milliyetçi duygularla varlıklarını ellerinden alıp külliyen yok saymaya kalkmışız. “Dağlarda kart kurt ederken” çıkan sesten türemiş bir topluluk olarak tanımlamaya kalkmışız. Türk olmadıklarını adımız gibi bildiğimiz halde olmadıkları bir şeyin kalıpları içine girmeye zorlamışız. Yedi yaşına kadar konuştuğu dili yok sayıp yedi yaşında yeni bir dile doğmaya zorlamışız. Bunun getirdiği travmayı hesaba bile katmamışız. Sonra birileri hasbel kader ortaya çıkmış içinde bulundukları şartlara itiraz edecek olmuş. Onları da birer birer susturmuşuz. Ardından nereden geldiği belli olmayan şaibeli bir heyulaya mecbur ve mahkum etmişiz. Sivil siyasetten ümidi kesenler bu heyulanın gölgesine sığınır olmuşlar. Ne heyulayı ortadan kaldırabilmiş, ne de içine doğduğu ortamı düzeltip yaşayamaz hale getirebilmişiz. Yapabileceğimiz şeylerin en kolayı olan, insanları zorla kucaklarına ittiğimiz terörden dolayı itham edip yargılamış, bir kavmin hayatta görebileceği en kötü şartlara mahkum etmişiz.
Bütün bunlar olurken memleketin vicdan sahipleri susmuş, akıl sahipleri iki kelam etmemiş, kalp sahipleri içlerinde varsa bir sızı onu da dışa vuramamışlar.

Şimdi “Kürtler bizim kardeşimiz” söylemi elden ele dolaşıyor. Her büyük ağabey gibi kardeşini ezmenin gerekçesi olarak sunulan bu söylem öylesine bir güzel kılıfla sunuluyor ve karşılarındakinin de bu söylemi alıp kabul etmesi isteniyor ki akıl şaşar. Kardeş isen bir kez olsun büyüklük ettiğin bir anı göster ki kardeşin de kardeşliğini hissetsin. Kardeşliğin tarihten geliyorsa tarihten bir alicenaplık örneği göster. Dinden geliyorsa, dinin gereklerinden birini dahi olsa uygulayıp kardeşine gösterdiğin bir ref'etinden bir merhametinden bahset. Modern değerlerden gelen bir şey varsa tanıdığın bir haktan, sunduğun eşit şartlardan bahset. Yoksa, sadece Kürtlerin fedakârlıklarından kaynaklanan, sadakatten, feragatten, fedakârlıktan bahsetme, bunlar senin isteyeceğin şeyler değil senin insaniyetin karşısında karşındaki insanın göstermek zorunda kalacakları davranışlardır. Sen hangi alicenaplığının karşısında bunları istiyorsun onu düşün. “Ana dilde ölülerine ağıt yakabiliyor” olmaları karşılığında bu istenenler biraz fazla değil mi? Çok geç olmadan kararını ver. Çünkü Kürtler çoktandır bunu sormaya başladı: “Kürtler sizin neyiniz olur?”
İhsan Çolak
Zaman, 8 Ekim 2015, Perşembe

Friday, August 29, 2014

Türkçe-Farsça-Kürtçe


Kürt bir okurum yazmış. Türk kültürünün bazı özelliklerinden acı bir dille şikâyet ettikten sonra, hoşbeş sözcüğünün Kürtçe xweşbêj (hoş söyleyen, hoş konuşan) deyiminden türediğini savunmuş. Buna ihtimal vermiyorum. Dünyadaki tüm diller prestij ve statü bakımından “üstün” saydıkları dillerden kelime alır. “Aşağı” sayılan dillerden ancak birtakım “komik” argo terimleri ya da çok spesifik nesnelerin adları alınır. Türk toplumunda eğitimli kabul edilen zümrenin büyük bir çoğunluğu 900 yıl boyunca Farsça eğitimi aldı. Bu dilden gelen kelimeleri laf arasında kullanmayı “kültürlü” tavrın gereği saydı, cool buldu. O yüzden Türkçede en umulmadık yerlerde Farsça deyim ve kelimelere rastlamak normal. Buna karşılık Farsçayla akraba bir dil olan Kürtçeden, Türkçeyle daha yakın toplumsal teması olduğu halde, alınan kelime yok gibi bir şey.

Bugün de düşünürseniz, yazımın arasına iki tane İngilizce kelime attırsam kimse yadırgamaz. Açıklamasız mesela Lazca yahut Ermenice bir kelime kullansam herkes ipin ucunu artık kaçırdığıma hükmeder.