Showing posts with label ateizm. Show all posts
Showing posts with label ateizm. Show all posts

Friday, April 4, 2014

Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali [Ali Ünal] 102: Mülk Sûresi’nden 2 – Tevhid

Çevremizdeki varlığa ve kendi varlığımıza sathî bir bakış bile Allah’ın inkârın muhal olduğunu ortaya koymaya yeter. Mekke müşrikleri de Allah’ı inkâr edemiyorlardı ve onlar O’nu inkâr davası güden modern ateist ve materyalistlerden daha akıllıydılar. Ama insan, nefsine mağlûbiyetle hayatını tanzim etmek, dilediğince yaşamak için kendi üzerinde güç olsun istemez. Bu sebeple de, hayatına yön verme adına kendisi ve çevresi üzerindeki hakimiyette Allah’a nefsini, heveslerini, arzularını ortak koşmaya girişir. Sonra da, bu suçluluğunu paylaşmak için daha başka nesnelere de rububiyet ve ilahlık verir. İşte bundan dolayıdır ki Kur’ân, Allah’ın birliği, Tevhid üzerinde ısrarla durur.

Friday, February 14, 2014

Dawkins, Bilim, İnanç


Dawkins, ‘bilimsel inanç insanlar tarafından test edilebilen bir delil içerir, oysaki dinsel inançlar bir delile dayanmaz, üstelik onlar bunu bir övünç vesilesi Kabul ederler’ der. Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi onun Tanrı düşmanlığı aslında bu yanlıştan kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle o bütün dini inanışları kör inanç zannetmektedir. Eğer öyle olsaydı, gerçekten de inanç ‘çiçek hastalığı’ ile beraber kategorize edilmeyi hak ederdi.  Oysa ki biz de Dawkins’e şu soruyu sorabiliriz: ‘Dini inancın delile dayanmadığı fikrinin delili nedir?’

Elbette maalesef hiçbir delile dayanmadan inanan, bilim karşıtı ve gerici insanlar yok değil. Belki Richard Dawkins, bir talihsizlik sonucu bunlarla çok fazla karşılaşmış da olabilir. Fakat bu durum, hakim çizginin, inanç ve delilin bir arada olması gerekliliğini savunduğu gerçeğini değiştiremez. Evet, gerçekten de inanç delile dayanmalıdır ve tabii ki delilin yokluğu bir övünç vesilesi değildir. Yuhanna İsa’nın şöyle dediğini yazar: ‘İman edesin diye bunlar yazılmıştır.’ Aziz Paul, modern bilimin birçok öncüsünün söylediği gibi, tabiatın bizzat kendisinin tanrı’nın varlığı için bir delil olduğunu dile getirir: ‘Var edilip yaratılan her şey O’nun gaybi sıfatlarını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla artık onların inanmamak için bir özrü yoktur.’

Tıpkı bilimde olduğu gibi imanda da akıl ve delil bir bütün oluştururlar. Yani aslında Dawkins’in ‘kör inanç’ olarak tarif ettiği şeyin tam aksi bir durum söz konusu. Onun bu çelişkinin farkına varmıyor olması şaşılacak şey doğrusu. Bu durum acaba onun kendi kör inancının bir sonucu olabilir mi?


Dawkins’in nev-i şahsına münhasır bu inanç yorumunun kendisi aslında, onun iğrenç diye nitelendirdiği, delilsiz inanca çarpıcı bir örnektir. Onun inancın zevki diye nitelendirdiği, kanıttan bağımsız olma durumu, bizzat kendisinin iddialarında bulunan bir özelliktir. Doğrusu bu olağanüstü bir tutarsızlık örneği değil de nedir? Maalesef, imanı ‘kör inanç’ ile eşitlerken neden hiçbir delil sunmadığını bulmak hiç de zor değil. Böyle bir delil yok da ondan. Dawkins’in iman tarifine benzer bir iman anlayışını savunan ciddi bir ilahiyat alimi ya da düşünürü olmadığını tespit etmek için öyle uzun boylu araştırmaya da gerek yok.

Bilim Adamlarının Her Dediği Doğru Mu?


Tanrı ile çatışan bilimadamlarının varlığı ile bilimin bizzat Tanrı ile çatışıyor olduğu iddiası birbirinden farklı şeylerdir. Mesela, bazı müzisyenlerin militant ateist olmaları müziğin kendisinin Tanrı’yla savaşta olduğu anlamına mı gelir? Hayır, elbette gelmez. Bu durum şöyle de ifade edilebilir:  Bilim adamlarının beyanları, bilimin beyanatı olmak zorunda değildir. Ayrıca, bilimin prestijinden dolayı genellikle öyle kabul edilseler bile, bu tarz beyanatlar her zaman doğru olmak zorunda da değillerdir.

Wednesday, February 5, 2014

Bilim ve Ateizm




Newton, Kepler ve Galileo’dan beri bilim gittikçe artan bir hızla gelişmektedir. Bazılarına göre, bilimle adeta iç içe geçmiş natüralist felsefenin artık yetersiz kaldığına dair bir kanıt yoktur. Hatta onlara göre natüralizm bilimi daha da ileri götürmeye hizmet etmektedir. Böylece artık bilim, geçmişte kendisini sıklıkla engelleyen mitolojik hurafelere takılmadan ilerleyebilmektedir.
Onlara göre natüralizm bilimsel metodu en üstün metot olarak görür ve bilimi asla sınırlamaz. Bu onun en büyük erdemidir ve tanım gereği natüralizm bilimle tamamıyla uyumlu tek felsefedir.
Fakat durum gerçekten de bu mudur? Galileo Aristocu felsefeyi, kâinatın nasıl olmak zorunda olduğunu a priori bildiren dar çerçevesinden dolayı, bilimsel açıdan kısıtlayıcı buldu. Oysaki ne Galileo ne Newton ne de o zamanda bilimin ani sıçrayışına katkı yapan tanınmış büyük bilim adamları, bir Yaratıcı Tanrı’ya inanmayı, bilimin gelişimi için engelleyici buluyorlardı. Hatta tam aksine onlar, Tanrı inancını, bilimsel gelişmeyi teşvik eden bir şey olarak gördüler. Gerçekten de onların imanı, onların bilimsel araştırmaları için başlıca motivasyon kaynağı olmuştu. Durum bu iken, bazı çağdaş yazarların ateizm konusundaki ısrarcı tavırları, bir takım soruları da gündeme taşıyor: Ateizmin entelektüel açıdan savunulabilir tek fikir olduğundan nasıl bu kadar eminler? Bilim gerçekten onu bu derecede onaylayacak kadar ateizmin yakın bir dostu mudur?
Hiç de değil diyor, iman etmeden önce yıllardır entelektüel ateizmin bayraktarlığını yapmış seçkin İngiliz filozofu Anthony Flew. Flew BBC’ye verdiği röportajında “üstün bir aklın” varlığının, hayatın menşei ve tabiatın karmaşıklığı ile alakalı getirilebilecek eldeki tek iyi açıklama olduğunu söylemekten de geri durmuyor artık.

Tuesday, December 24, 2013

Ahlâkı Nerede Aramalı


Bir ateistin dine ihtiyaç duymadan da doğru bilgiye ve erdemli hayatı mümkün kılacak ahlakî değerlere ulaşabileceğini iddia etmesi yeni değildir.

Söz konusu iddianın yeni olmaması, dinin öğrettiklerinin geçersizliğine değil, aksine geçerliliğine işaret eder. Çünkü Mutezile veya Meşşailere göre akıl yoluyla bilinebilecek bilgi ve değerler evrensel ve ebedidirler ve bunlar başka kaynak ve yollarla dinler tarafından öğretiliyorsa da sonuçta hem aynı kaynaktan neş’et etmektedirler, hem de ortak paydada buluşmaktadırlar. Yine İşraki filozof Endülüslü İbn Tufayl’in roman kahramanı Hayy ibn Yakzan (uyanık oğlu diri), bebekken terk edildiği ıssız adada bilgi ve değerleri kendi insanî yetenek ve melekeleriyle elde etmişti. Olgunluk çağında insanların yaşadığı şehre inip de dil yoluyla iletişimi (konuşma: nutk ve mantık) öğrenince, hayretle peygamberlerin öğrettiği şeyleri kendisinin adada tek başına öğrendiğini görmüştü. Mutezile ve Meşşailerin değer ve bilgi doktrinleri, insanın kendi aklıyla elde edebileceği bilgi ve değerlerin ebedi ve evrensel oldukları ve dinî öğretiyle de örtüşme halinde bulundukları fikrine dayanıyor. Fakat, bu doktrinde bazı boşluklar olduğu görülür. Çünkü insanın mayasında bu değerlerin tohumları varsa, aksi yöndeki değerlerin tohumları da var demektir. Ebedi ve evrensel olan iyi değerler fıtratın bir boyutundadır, öbür boyutunda kötülükler de vardır, meknuz halde bulunmaktadırlar. Fıtrat böyle düzenlenmiştir. Sorun şudur: İyi değerler kötü olanlardan hangi kriterler kullanılarak ayırt edilecek, nasıl korunacak ve hangi yollarla ete kemiğe bürünüp hayatın şekillenmesinde rol oynayacak? Yardımsız ve yol göstericisiz kaldığında insan “şaşırabilir, karıştırabilir, tereddüde düşebilir, unutabilir veya doğru yoldan sapabilir” ki bu beş insanî illet “dalalet”in türevidirler.

Ali Bulaç, Zaman Gazetesi
Kaynak

Saturday, August 17, 2013

Günümüzde Bilime Hakim Olan Paradigma


...felsefî natüralizmi “aktif ateizm” olarak sınıflamak, metodolojik natüralizmi ise 
“pasif ateizm” olarak sınıflamak yerinde olacaktır. Metodolojik natüralizm,
felsefî natüralizmi kesin olarak doğru kabul ederek doğa-dışının var
olmadığı iddiasında bulunmasa da metot olarak felsefî natüralizmi
doğruymuş gibi kabul eder. Günümüzde bilime hâkim
olan paradigmanın metodunun bu olduğu söylenebilir; bu
metodolojinin etkisiyle fizik ve biyoloji kitaplarında Allah’a
atıf yapılmaz. Newton’un yazdığı bir kitabı, günümüzde, bir
fizik öğretmeni ders kitabı olarak yazmış olsaydı; bu kitabın
ders kitabı olması herhalde yasaklanırdı. Hatta Darwin’in en
meşhur eseri olan Türlerin Kökeni’ni, bugün bir biyoloji öğretmeni
yazmış olsaydı; herhalde bu kitaptaki Yaratıcıya atıflar
çıkartılmadan, bu kitap ders kitabı olarak okutulamazdı.

Sayfa 13