Showing posts with label Mefkûre Yolculuğu. Show all posts
Showing posts with label Mefkûre Yolculuğu. Show all posts

Tuesday, December 16, 2014

Mefkûre Yolculuğu


Şayet insanın içinde saygı hissi, kalbinde huşû ve hürmet varsa, bu, onun bütün tavır ve davranışlarına akseder.
***
Farz namazların arkasından üç kere af talebinde bulunmak sünnettir.
***
Mağfiret talebi adına yukarıda belirtilen zaman dilimleri önemli bir fırsat aralığı oluştursa da, istiğfar için ille de hususi bir zaman tahsis etmek şart değildir. İstiğfarı bu vakitlerle sınırlandırmak ise kesinlikle doğru değildir. Zira insan sabah akşam, gece gündüz her zaman af talebinde bulunabilir, ömrünün her ânını istiğfar adına bir fırsat olarak değerlendirebilir. Evet insan, fırsatını bulduğunda hemen bir kenara çekilip, ister diz çökerek isterse başını yere koyarak istiğfar ve tevbeyle Cenâb-ı Hakk’a yönelebilir. Hatta bir yerden bir yere giderken, araba kullanırken, birisini beklerken insan boş duracağına, farklı farklı istiğfarlarla Allah’a içini dökebilir. Aslında insanın her ânını bu istikamette değerlendirmesi gerekir. Zira ölüm, ansızın karşımıza çıkabilir. İstiğfarla mırıldanan dudaklarla ölümü karşılamak ise, tertemiz bir hâlde ötelere yürümek adına çok önemli bir vesiledir.
***
Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu. (A'râf Sûresi)

İhlâs Kulesinden Düşüş



















En şerefli bir varlık olarak yaratılan, yüceliklere aday olan, meleklerden bile daha üstün bir mahiyete sahip bulunan insan, düştüğü zaman düz bir zemine değil, derin bir çukura düşüyor. Yani o, heva ve heveslerinin tutsağı olduğu zaman düz insan seviyesini bile koruyamıyor ve hayvan mertebesine iniyor.

İhlâs Kulesinden Düşüş



















En şerefli bir varlık olarak yaratılan, yüceliklere aday olan, meleklerden bile daha üstün bir mahiyete sahip bulunan insan, düştüğü zaman düz bir zemine değil, derin bir çukura düşüyor. Yani o, heva ve heveslerinin tutsağı olduğu zaman düz insan seviyesini bile koruyamıyor ve hayvan mertebesine iniyor.

Muhasebe


Mükemmeliyete talip olan bir insan, durduğu yerden daha yükseklere ulaşmak istiyorsa, önce olması gereken yerin aşağısında bulunduğuna inanmalıdır.

***
Kendisiyle hesaplaşmayan, kendini yerden yere vurmayan bir insan hiç farkına varmaksızın beyhude başkalarıyla meşgul olur durur. Hele şahsî enaniyete bir de aidiyet mülâhazası eklenirse, kişinin kaybetme ihtimali daha fazla büyür. Çünkü Hz. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla, cemaat enaniyeti ferdî enaniyeti takviye eder. Dolayısıyla denilebilir ki, cemaat enaniyeti, öldüren, kahreden çok tehlikeli bir Allah belâsıdır. İşte bütün bu tehlikelerden korunmanın yolu, insanın kendisiyle sürekli yüzleşmesi, sürekli kendisiyle yaka paça olmasıdır.

İrfan Ufku

İbadet ü taatte şuur olmayınca irfana ulaşılamaz. İrfana ulaşamayan bir insanın ise Allah sevgisine, peygamber muhabbetine ermesi mümkün değildir.

İhsan şuuru ve irfan nurundan mahrum bir fert için, yapılan ibadetler, öteden beri yapılagelen bir formalite ve kültürden öteye geçmeyebilir. Herkes oruç tuttuğu için o da oruç tutmuş, anne babasında öyle gördüğü için namaz kılmış, başkaları hacca gittiği için hacca gitmiştir. Dolayısıyla böylelerinde ibadetler çok defa suretten öteye geçmediğinden onların ruh ve mânâsı yakalanamaz.

Övgüde Mübalağa

İlâhî âdettir; birisini kâmet-i kıymetinin üstünde takdir ve tebcil ettiğinizde maksadınızın aksiyle tokat yersiniz. Hatta sevmenin sizin için bir vazife, sevilmenin de belli bir ölçüde onun hakkı olduğu bir insan hakkında bile methetmede mübalâğaya kaçarsanız kader-i ilâhî tarafından tokatlanabilirsiniz. Çünkü bu, Allah’ın sevmediği bir davranıştır.

Siz bir insanı göklere çıkarır gibi konuşup anlattığınızda, sizin bu tavrınız başkalarının damarına dokunur ve onlar da aynı şahsı yerin dibine batırmak ister. Böylece siz o zat hakkında farklı bir kısım cephelerin oluşmasına bizzat kendiniz sebebiyet vermiş olursunuz. Bu açıdan bir taraftan sevdiğiniz bir insan hakkında ifrata girmemeye çalışmalı, diğer yandan da onun hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi başkalarının yanında ifade etmek suretiyle onlarda rekabet ve haset hislerini tetiklememeye dikkat etmelisiniz.

Öğretmenin Etki Sahası

Diğer taraftan her ne kadar çocukların dinen şehadetleri makbul olmasa da, aslında onlar insan psikolojisi açısından dünyanın en güçlü şahitleridirler. Ne söylerlerse inanılır onlara. “Çocuktan al haberi.” diye bir atasözümüz de vardır bizim. Bu açıdan öğretmenlerin tek muhatapları, karşılarındaki talebeleri değildir. Çünkü her bir öğrencinin babası, annesi, dayısı, amcası, kardeşi gibi alâkadar olduğu pek çok akrabası vardır. Çocuk eve geldiğinde okulda yaşadıklarını, öğretmeniyle olan münasebetlerini çevresindekilere aktaracaktır. Öğretmen, çocuğa kendisini nasıl ifade ederse, çocuk da ailesine onu o şekilde yansıtacaktır. Mesela kendisiyle alâkadar olan sevdiği bir öğretmenini, o, “Öğretmenimiz bize şu centilmenlikte bulundu. Derdimizi dinledi. Şu problemimize çare buldu. Biz üzüldüğümüz zaman gam ve kederimizi dağıtarak bize şöyle teselli verdi…” vb. ifadelerle ailesine anlatacak ve öğretmeni hakkında hüsnüzanların oluşmasına vesile olacaktır. Hele bir de öğretmen, aile ziyaretleri ve benzeri fırsatları değerlendirerek ailelerle sağlam bir diyalog tesis edebilmişse, bazen bakarsınız bir talebe vasıtasıyla kocaman bir oymakla münasebete geçilmiş olur. Bu açıdan bir talebeye sahip çıkan öğretmen aynı zamanda bir haneye hatta o aile ile şöyle böyle münasebeti olan bütün akrabalara sahip çıkabilir. Bu sebepledir ki, öğretmenin tesir alanı çok geniştir.

Fütüvvet

Genç, yiğit ve delikanlı mânâlarına gelen “fetâ” kelimesinden türemiş olan fütüvvet, tepeden tırnağa inançla dopdolu olmanın, herkese karşı güzel ahlâkla muamelede bulunmanın, başkaları için yaşama anlayışına kilitlenmenin, farklılık mülâhazasına girmeden vazifeye sahip çıkmanın, mukaddes değerler uğrunda her türlü fedakârlığa katlanmanın, bir kuluçka sabrıyla, vakt-i merhunu beklemenin çıldırtıcılığına karşı dişini sıkıp sabretmenin, akıl ve mantığı ihmal etmeden, aynı zamanda çağı ve zamanı da hesaba katarak bütün kötülüklere karşı başkaldırmanın ve bütün bunlar neticesinde sinesine çarpan eza ve cefalar karşısında paniklememe ve sarsılmamanın unvanı olagelmiştir.

Friday, December 12, 2014

İhlâs ve Üslup


Esasen insanın kendini ifade etme duygularını baskı altına alması, kusurlarını görmesi, “ben” dediği yerde hemen “estağfirullah” çekip hislerini tâdil etmesi ve belki de eline bir balyoz alıp egosunun başına indirmesi, imanda yakînin artması yanında ihlâs düşüncesine kilitlenmeye bağlıdır. İşte bu iki dinamiğe sahip olan biri aynı zamanda, kardeşleriyle beraber hareket etmeye de muvaffak olur. Çünkü o bilir ki, Cenâb-ı Hakk’ın inayeti olmaksızın tek başına zerre miskal bir hayır yapabilmesi mümkün değildir. O’nun inayetinin, muvaffak kılmasının en önemli vesilesi ise vifak ve ittifaktır.

***

Evet, samimi de olsak bizim “dan” diye insanların kafalarına vuruyor gibi muhataplarımıza bir şeyler anlatmaya çalışmamız doğru değildir. Hele bir de, kendimizi pir u pak görerek nefsimizi bir kenara koyup başkalarına dikte ediyor gibi bir üslûp, hava ve edayla konuşmak apaçık haddi aşmışlık demektir. Takip edilmesi gereken yol ve yöntem ise, meseleleri evirip çevirip, kimsenin demine damarına dokundurmadan, hissiyatını rencide etmeden, en yumuşak ve en uygun üslûbu bularak müzakere ve mütalâa etmektir.