Showing posts with label göç. Show all posts
Showing posts with label göç. Show all posts
Saturday, September 25, 2021
Friday, May 11, 2018
Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir
“Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de kaçak denilen insanlar... Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya... Sınırdan sınıra ticaret... Duvardan duvara... Tabii dünyanın geri kalanı da boş durmuyor ve bir an önce doğdukları yerden çıkıp ölecekleri yere koşmaları için onlara her türlü çaresizliği sunuyordu. Çaresizliğin bütün çeşitlerini. Her boy ve ende ve ağırlıkta ve yaşta çaresizlik... Biz de bu toprakların enlem ve boylamlarının gereğini yerine getiriyorduk sadece. Cehennemden kaçanları cennete taşıyorduk. Ben ikisine de inanmıyordum. Ama o insanlar her şeye inanıyordu. Hem de neredeyse doğuştan! Ne de olsa şöyle düşünüyorlardı: Eğer savaştan sağ çıkılsa bile açlıktan ölünen bir cehennem varsa bu dünyada, elbet bir cennet de vardır. Ama yanılıyorlardı. Hepsi de kandırılmıştı. Cehennemin varlığı cennetinkine kanıt değildi! Ama onları anlayabiliyordum. Böyle öğrenmişlerdi. Hatta sadece onlar değil, herkes... Bütün dünya nüfusuna ezberletilmiş olan, varak çerçeveli ve gösterişli bir tablo vardı. Ve o tabloda, iyiler kötülerle ve cennet cehennemle savaşıyordu.”
Saturday, April 7, 2018
Uyurlar
“Göçleri inceleyen antropologlar popüler casusluk romanlarındaki “uyurlar" terimini kullanırlar. Uyurlar yeni ortamlarında kendilerine “normal” bir hayat kuran göçmenlerdir: Gittikleri ülkenin dilini öğrenir, âdetlerini uygular, tamamen uyum sağlamış görünürler - derken, birden bir hayale kapılırlar. “Yurda dönmek” fantezisi öyle bir şiddetle onları zapteder ki birer robota dönüşürler. Kazandıkları her şeyi satıp savarlar ve dönüş yaparlar. Yapmış olduktan hatanın ayırdına vardıklarında da (çoğu böyle hisseder) yirmi yıl ya da daha fazla bir süre “uyuduktan” o ülkeye geri dönerler. Yine uyum yıllarını yaşamak zorunda kalıp (tıpkı psikiyatr koltuğundaki gibi), sonunda -iki kere kırık, iki kere tamir edilmiş olarak- yazgılarıyla barışırlar. Çoğu paralel hayat yaşar: Anavatanlarının hayalini, “sadece geçici olarak” yaşadıktan ülkenin duvarlarına yansıtır, yansıttıktan hayali “gerçek” hayat olarak yaşarlar.”
Sunday, March 25, 2018
Saturday, February 3, 2018
America - A Nation of Holers
![]() |
| http://murals.wbtla.org/uploads/2/4/7/9/24790045/photo-a.jpg |
As tourist destinations go, the Republic of Moldova — tucked between Ukraine and Romania — probably isn’t on anyone’s bucket list. It’s the poorest country in Europe, with per capita G.D.P. barely exceeding Sudan’s. Sex trafficking and organized crime are rampant. My memories of the place, from a visit 17 years ago, include roads that vanished into deep snow, Transnistrian border guards in Soviet uniforms, and an impoverished Holocaust survivor’s tale of a bleak life under Romanian, German and Soviet tyrants.
Let’s not mince words: Moldova is a hole. Modify with any four letters you wish.
I mention Moldova because it’s where my paternal grandfather was born in 1901. An anti-Semitic rampage in his hometown, Kishinev, soon forced his family to leave for New York, where my great-grandfather labored as a carpenter in the Brooklyn Navy Yard for eight dollars a week. Low skills, low wages, minimal English, lots of children and probably not the best hygiene — that’s half of my pedigree. The other half consisted of refugees.
I’m not alone. America is a nation of holers. It is an improbable yet wildly successful experiment in the transformation — by means of hope, opportunity and ambition — of holers into doers, makers, thinkers and givers. Are you of Irish descent? Italian? Polish? Scottish? Chinese? Chances are, your ancestors did not get on a boat because life in the old country was placid and prosperous and grandpa owned a bank. With few exceptions, Americans are the dregs of the wine, the chaff of the wheat. If you don’t know this by now, it makes you the wax in the ear.
**
What about the argument that people from poor countries bring their national baggage with them — the dysfunctions and prejudices that help account for their troubles back home?
But immigrants are more likely to be fleeing those dysfunctions and prejudices than they are to be bringing them — just ask Dorsa Derakhshani, the international chess master from Iran who came to the United States last year because, as she wrote in an op-ed for The Times, the mullahs “cared more about the scarf covering my hair than the brain under it.” Vietnamese boat people did not bring fratricidal hatreds with them to America. Soviet refuseniks did not bring a Soviet work ethic.
Bret Stephens, The New York Times
Subscribe to:
Posts (Atom)





