Showing posts with label Amin Maoluf. Show all posts
Showing posts with label Amin Maoluf. Show all posts

Monday, May 25, 2015

Afrikalı Leo


·    Ve şunu da bilin ki Tanrı’nın gözleri bir sarayın görkemli kapılarının ardında olanları da görür, bir kulübenin kerpiç duvarları arkasındakileri de. Sarayların duvarları arasında neler görüyor acaba?

**
·    Kardeşlerim balık baştan kokar!İnsan topluluklarında da bu böyledir. Kokuşmuşluk baştan tabana yayılır.

     **

·    Kervan uzaktan bir alay gibi görünür; yakından bakıldığında bir köydür; öyküleri, şakaları, takma adları, dolanları ve düzenleriyle, sürtüşmeleri, dargınlıkları ve barışmalarıyla, geceleri okunan şiirleri, söylenen şarkıları, bütün tarlalardan, insanların doğduğu ya da sık sık geçtiği topraklardan çok uzakta bir köy. 

**
·    Ben öğrenim için gelmedim. Çünkü bilgi insanın kollarını ağır zincirler gibi aşağıya doğru çeker. Sen hiç bir hukukçunun  bir orduya komutanlık ettiğini ya da bir krallık ettiğini duydun mu?

**
·    Köylüler anlaşmaya zorlanıyorlardı. Yaklaşık yüz ailenin ayrılmasına izin verilmişti. Birçoğu Fas’a gelip yerleşmiş, birçoğu da kimsenin onları bulamayacağına antler içerek dağlara kaçmışlardı. Geride kalanlarsa vaftiz edilmişti. Müezzinin sekiz yüz yıl boyunca inananları namaza çağırdığı Endülüs topraklarında ‘Allahuekber’ sözünün söylenmesi olanaksızdı. Şimdi artık kimse ölmüş babasının başında Fatiha okuyamıyordu.




Afrikalı Leo


·    Ve şunu da bilin ki Tanrı’nın gözleri bir sarayın görkemli kapılarının ardında olanları da görür, bir kulübenin kerpiç duvarları arkasındakileri de. Sarayların duvarları arasında neler görüyor acaba?

**
·    Kardeşlerim balık baştan kokar!İnsan topluluklarında da bu böyledir. Kokuşmuşluk baştan tabana yayılır.

     **

·    Kervan uzaktan bir alay gibi görünür; yakından bakıldığında bir köydür; öyküleri, şakaları, takma adları, dolanları ve düzenleriyle, sürtüşmeleri, dargınlıkları ve barışmalarıyla, geceleri okunan şiirleri, söylenen şarkıları, bütün tarlalardan, insanların doğduğu ya da sık sık geçtiği topraklardan çok uzakta bir köy. 

**
·    Ben öğrenim için gelmedim. Çünkü bilgi insanın kollarını ağır zincirler gibi aşağıya doğru çeker. Sen hiç bir hukukçunun  bir orduya komutanlık ettiğini ya da bir krallık ettiğini duydun mu?

**
·    Köylüler anlaşmaya zorlanıyorlardı. Yaklaşık yüz ailenin ayrılmasına izin verilmişti. Birçoğu Fas’a gelip yerleşmiş, birçoğu da kimsenin onları bulamayacağına antler içerek dağlara kaçmışlardı. Geride kalanlarsa vaftiz edilmişti. Müezzinin sekiz yüz yıl boyunca inananları namaza çağırdığı Endülüs topraklarında ‘Allahuekber’ sözünün söylenmesi olanaksızdı. Şimdi artık kimse ölmüş babasının başında Fatiha okuyamıyordu.




Monday, September 16, 2013

Önyargılar ve Yaftalar

Kolayına kaçıp birbirinden farklı insanları aynı kefeye koyuyoruz, gene kolaylık olsun diye onlara cinayetler, toplu eylemler, ortak görüşler yüklüyoruz - "Sırplar katliam yaptı...", "İngilizler yağmaladı...", "Yahudiler el koydu...", "Siyahlar ateşe verdi...", "Araplar reddediyor..." Filan ya da falan halk hakkında "çalışkan", "becerikli" ya da "tembel", " kuşku verici", "sinsi", "kibirli" ya da "inatçı" diyerek duygusuzca yargılarda bulunuyoruz ve bu da kimi zaman kanla sona eriyor. Bütün çağdaşlarımızdan ifade alışkanlıklarını bugünden yarına değiştirmelerini beklemenin gerçekçi olmayacağını biliyorum. Ama her birimizin, sözlerinin masum olmadığının, tarih boyunca kötü ve ölümcül olduğu ortaya çıkan önyargıların sürdürülmesinde payı olduğunun bilincine varması bana önemli görünüyor.

Kimlikler ve Aidiyetler


Kimlik öyle bir çırpıda verilmez, yaşam boyunca oluşur ve değişir. Pek çok kitapta bunlar söylenmiş ve uzun uzun açıklanmıştır ama bir kez daha altını çizmenin zararı yok: doğarken içimizde var olan kimlik öğelerimiz pek fazla değil - bazı fiziksel özellikler, cinsiyet, renk... Hatta orada bile her şey doğuştan gelmiyor. Cinsiyetimizi belirleyen elbette sosyal çevremiz değil ama bu aidiyetin yönünü belirleyen gene de o; Kabil'de kız doğmakla Oslo'da kız doğmak aynı anlamı taşımıyor, kadınlık aynı biçimde yaşanmıyor, ne de kimliğin başka hiçbir öğesi... Renk konusunda da benzer bir gözlemde bulunabiliriz. New York'ta, Lagos'ta, Pretoria'da ya da Luanda'da siyah olarak doğmak aynı anlamı taşımaz, kimlik açısından neredeyse aynı rengin söz konusu olmadığı bile söylenebilir. Nijerya'da doğan bir çocuk için kimliğinin en belirleyici öğesi beyaz değil de siyah olmak değildir, ama sözgelimi Haoussa değil Yoruba olmaktır. Güney Afrika'da siyah ya da beyaz olmak belirleyici bir kimlik öğesi olmayı sürdürmektedir; ama en azından etnik aidiyet -Zulu, Xhosa, v.b.de bir anlam taşır. Birleşik Devletler de Yoruba köklerle Haoussa köklerden gelmek arasında hiç- bir fark yoktur; etnik köken daha çok Beyazlar -İtalyanlar, İngilizler, İrlandalılar ve diğerleri- […]

Gene de, göçmenlerle ilişkilerin farklı bir yaklaşımla ele alınması halinde bu tür sorunların daha kolay çözüleceğine inanıyorum... Dilinizin küçümsendiğini, dininizle alay edildiğini, kültürünüzün aşağılandığını hissederseniz, farklılığınızın işaretlerini abartılı bir gösterişle sergileyerek tepki verirsiniz; tersine, size saygı du yulduğunu hissettiğinizde, yaşamayı seçtiğiniz ülkede bir yeriniz olduğunu hissettiğinizde daha farklı davranırsınız. Kararlı olarak ötekine gitmek için başınız dik ve kollarınız açık olmalıdır, ancak başınız dikse kollarınız açık olabilir.

Ölümcül Kimlikler



Bütün bir insanlık özel durumlardan başka bir şey değil, yaşam farklılıklara gebe, "yeniden üretim" varsa da asla aynı olmuyor. İstisnasız her insan karma bir kimlikle donanmış; unutulmuş çatlakları, hiç akla gelmeyen dallanmaları ortaya çıkarmak ve kendisinin karmaşık, biricik olduğunu, yerinin başkası tarafından doldurulamayacağını keşfetmesi için kendi kendine birkaç soru sorması yeter. İşte herkesin kimliğini belirten tam da bu: karmaşık, biricik, yeri doldurulamaz, başka hiç kimseyle karıştırılamaz. Bu noktada ısrar etmemin nedeni, kimliğini belirtmek için sadece "Arabım", "Fransızım", "Siyahım", "Sırpım", "Müslümanım", "Yahudiyim" denmesi gerektiği şeklindeki hâlâ son derece yaygın ve benim gözümde son derece sakıncalı düşünme alışkanlığı; çeşitli aidiyetlerini benim yaptığım gibi sıralayan biri, derhal kimliğini bütün renklerin silineceği bulanık bir çorba içinde "eritmek" istemekle suçlanır. Oysa benim söylemeye çalıştığım bunun tam tersi. Bütün insanların eşit olduğu değil ama her birinin farklı olduğu. Kuşkusuz bir Sırp bir Hırvat'tan farklıdır, ama her Sırp da bütün öteki Sırplardan farklıdır ve her Hırvat da bütün öteki Hırvatlardan farklıdır.

Gene Lübnanlı bir Hıristiyan Lübnanlı bir Müslümandan farklıysa, ben birbirinin aynısı iki Lübnanlı Hıristiyan tanımıyorum, ne de iki Müslüman, ayrıca dünyada birbirinin eşi iki Fransız, iki Afrikalı, iki Arap ya da iki Yahudi de yok. İnsanlar birbirinin yerini tutamaz ve aynı Ruandalı ya da İrlandalı ya da Lübnanlı ya da Cezayirli ya da Bosnalı aile içinde, aynı çevrede yetişen iki kardeş arasında, görünüşte çok küçük ama onları politika, din ya da günlük yaşam konusunda birbirlerinin kutbuna itecek, birini bir katil, diğeriniyse bir diyalog ve uzlaşma insanı yapacak farklılıklara sık rastlanır.