Showing posts with label Kopernik. Show all posts
Showing posts with label Kopernik. Show all posts

Friday, October 4, 2019

1543



Two books published in 1543 marked a turning point, the beginning of the scientific revolution. In that year, the Flemish doctor Andreas Vesalius reported the results of his dissections of human cadavers, a practice that had been forbidden in earlier centuries. His findings contradicted fourteen centuries of received wisdom about human anatomy. In that same year, the Polish astronomer Nicolaus Copernicus finally allowed publication of his radical theory that the Earth moved around the sun. He’d waited until he was near death (and died just as the book was being published) because he’d feared that the Catholic Church would be infuriated by his demotion of the world from the center of God’s creation. He was right to be scared. After Giordano Bruno proposed, among other heresies, that the universe was infinitely large with infinitely many worlds, he was tried by the Inquisition and burned at the stake in Rome in 1600.

Wednesday, July 19, 2017

Dünya Avrupa'dan İbaret (Mi?)



Kopernik modern astronomiyi kuran kitabını ölüm döşeğindeyken yayınladı.
Ondan üç asır önce, Arap bilim adamları Müeyyeddin el-Urdi ve Nasreddin el-Tusi bu eserin oluşumunda büyük önem taşıyan teoremleri ortaya koymuşlardı. Kopernik onları kullandı, ama hiçbir kaynak göstermedi.

Avrupa aynaya baktığında dünyayı gördüğünü sanıyordu.
Onun ötesi, bir hiçlik.

Rönesans’ı mümkün kılan üç icat, pusula, barut ve matbaa Çin’den geliyordu. Babilliler, gerçeği Pisagor’a bin beş yüz yıl önce söylemişlerdi. Hindular herkesten çok önce dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenmişler ve yaşını hesaplamışlardı. Ve Mayalar yıldızları, yani gecenin gözlerini ve zamanın gizemlerini herkesten çok daha iyi tanımışlardı.

Ancak bu küçük ayrıntılar dikkat çekmeye layık değillerdi. 

Saturday, July 12, 2014

Copernicus and Islam

Moving the earth

With the benefit of hindsight, it is easy to see that the Islamic astronomers’ basic assumptions were flawed. Of course Copernicus showed in the mid-16th century that the earth does move, circling around the sun with the planets. But even this concept failed to give correct predictions until Kepler showed that the paths of the planets through space are not perfectly circular, but slightly elliptical. And it would have made no sense in terms of existing theories of how the celestial machine held together. It required the addition of Newton’s theory of gravity to complete the picture and show how it all worked.

In conventional accounts, the narrative seems to leap straight from Ptolemy to Copernicus, and to show how Copernicus had the great insight to see that the earth is not fixed, as Ptolemy said it was, but circles around the sun and spins on its axis. In this narrative, the ultimate Islamic contribution to the big picture seems comparatively small or even misguided. The Arab astronomers may have been diligent and ingenious, it seems, but they were barking up the wrong tree in backing the fixed-earth model, and it required Copernicus’s brilliant insight to set things right.

Copernicus acknowledged that some of the data he needed to prove his theory came from the charts of al-Battani and al-Bitruji, but that was all that apparently came from the Arab astronomers. Yet there are clues that this is not the full story.

Islamic source

In 1957, the historian Otto Neugebauer noticed a similarity beween an illustration in Copernicus’s first key book Commentariolus (1514), in which he first set out his idea that the earth moves, and one in ibn al-Shatir’s book in which he answered the problems of the moon’s motion. The similarity was so striking that it seemed hard not to believe that Copernicus had seen ibn al-Shatir’s book. Intrigued, Neugebauer delved deeper for connections between Copernicus and the Islamic astronomers, and soon found another apparent illustration match in Copernicus, this time with al-Tusi’s 1260 Tadhkira, in which he explains the Tusi Couple. Again the similarity was marked, even including an apparent mistake in the copying of an Arabic letter in al-Tusi’s illustration.

Many historians now believe that Copernicus drew directly from the work of the Islamic astronomers in providing proofs for his theories. Recent research has suggested that West European astronomers were far more aware of Arabic work at the time than was imagined. Indeed many may actually have spoken, or at least read, Arabic, including Guillaume Postel, a lecturer at Paris University in the early 16th century, whose highly technical notes in Arabic can clearly be seen on an Arabic astronomical text in the Vatican library.

The Arab contribution

Of course, Copernicus made the great breakthrough suggestion that the earth moved, but the argument is that it was simply yet another step down the road away from the Ptolemaic model. Indeed, at the time, in some ways it seemed like a backward step, since ibn al-Shatir’s work had matched a believably real theory with observations to a remarkable degree. Yet Copernicus’s idea did not. No one at the time could explain how the universe could possibly fit together without the earth at its centre – and Copernicus’s model made considerably less accurate predictions than ibn al-Shatir’s. These problems, as much as any theological problems that the Roman Catholic Church might have had, needed to be solved before most astronomers could accept that the earth moves.

There is no doubt that Copernicus’s idea of a heliocentric (sun-centred) universe was a seismic shift in scientific thinking. But it was a revolution waiting to happen. The way was paved by the gradual chipping away at the edifice of the Ptolemaic system over the centuries by countless Arabic astronomers, both with their observations and their often ingenious theories.

Thursday, October 10, 2013

Kopernik Devrimi ve İnsancı İlke


Kopernik ve Rönesans’tan gelen devrim ve bunun Newton fiziğiyle bütünleşmesinden doğan miras ile insan, evrenin merkezinden uzaklaştırılmıştı. Kopernik’in Kozmolojik İlkesi, bir anlamda Dünya’nın evrende önemli bir yerinin olmadığını söylüyordu. Aynı ilkeye göre homojen ve izotropik bir evrende, her nokta eşit öneme sahipti. İnsancı İlke ise, bizim evreni çok özel bir anda gözlemlediğimizi ve bu anın geçmiş ve gelecekten farklı olduğunu belirtir. Bu ilkeye göre insan, çok özel bir anda ortaya çıkmıştır. Şayet evren daha düzensiz olsaydı dünyamız var olamazdı.

Evrenin insanı içerecek şekilde olması gerektiğini söyleyen herhangi bir düşünce geçmişte yoktur. Zira Antik çağda, evren, yayılmış ruhuyla yaşayan bir canlı gibi düşünülürdü; Ortaçağ’da bu kavram, Tanrı’nın evreni insan ırkı için ve kendi ihtişamı için yarattığı düşüncesiyle yer değiştirdi. Ancak Kopernik devriminin yarattığı etki, Dünyayı ve insanı evrenin merkezinden alıp
Dünyayı Tanrı tarafından yaratılmış, kendi kuralları olan ve artık hiçbir ilâhi müdahaleye uğramayan bir makine gibi görmek şeklinde oldu.

Tuesday, October 8, 2013

Kopernik'ten Einstein'e Bilimsel Gelişme



Kilise’nin evren hakkındaki kabullerine dayalı gücünün zayıflaması ve siyasî otoritelerin Kilise’ye karşı kazandığı başarılar sonucunda fizik ile beraber pek çok doğa biliminde artık yeni yaklaşımlar getirilmeye başlanmıştı. Ünlü fizik, astronomi ve matematik bilimcileri, Nicolaus Kopernik (1473-1543), Galileo Galilei (1564-1642) ve Johannes Kepler (1571-1630) süreciyle artık Kilise’nin Aristoteles’ten miras aldığı Dünya merkezli evren fikri yerine Güneş’in merkezde olduğu ve Dünya’nın Güneş etrafında döndüğü bir evren anlayışı gündeme gelmişti. Kopernik’e göre Dünya yerine Güneş’in merkez olduğu ve Dünya’nın Güneş etrafında döndüğü aksiyomlarının kabul edilmesi evrendeki gök cisimlerinin hareketlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktı. Güneşi her şeyin merkezine koyarak, bu anlayışın gözlenen evrenle daha uyumlu olduğunu ortaya koyan Kopernik’in bu inancının ardında genellikle sanılanın aksine dine karşı değil tam anlamıyla dinî ve felsefî nedenler yatıyordu. Çok iyi bir matematikçi ve yeryüzündeki fizik yasalarını gökyüzündeki cisimlere uygulayan ilk kişi olan Kepler ise Kopernik sistemindeki eksiklikleri gidererek, Güneş merkezli evren sisteminin doğruluğunu onaylıyordu.

Kepler aşırı dindar bir bilim adamıydı. Matematiği Evren’e başarıyla uygulayan ilk bilim adamlarındandı ve bu uygulamanın arkasında Tanrı’nın Evren’i matematiksel bir planda yarattığı ve insanların bu planı anlayabileceği düşüncesi vardı. Bilimsel yazıları mistik ve dinî argümanlarla doluydu.

Bilimin Kepler ile zirveye doğru tırmanışı, hareket yasalarını keşfeden ve teleskopu kullanarak ilk ciddi yıldız gözlemini gerçekleştiren Galile ile devam etti. Galile’ye göre matematik, doğanın gerçek yüreğini açan ve bize doğanın kitabını okuma yeteneği veren bir bilimdi ve matematiğin başarılı bir biçimde fiziksel bilime uygulanması doğal olarak dünyanın anlaşılır ya da akla uygun olduğunu ifade etmekteydi. Galile’nin gözünde Tanrı, doğanın kitabını bir bakıma matematiksel simgelerle yazmıştı. Yani matematik, Tanrı’nın evreni yazdığı dildi.

Galile de Kopernik ve Kepler gibi doğa yasalarını Tanrı’nın bir sanatı olarak görüyordu. Kopernik, Kepler ve Galile’nin gözlemlerinin gelişimi bilim tarihinin gelmiş geçmiş en önemli düşünürü Newton’un çekim yasası ile zirveye oturmuştu. 


Ardından Einstein, Newton’dan miras aldığı birikim sayesinde maddeyi, uzayı ve zamanı birbirine bağlayan formülleri ortaya koydu. Einstein’ın izâfiyet teorisi, zamanın mutlak olmadığını, zamanın, hıza ve çekim gücüne bağlı olarak değiştiğini göstererek, büyük bir zihinsel devrime sebep oldu. 

Thursday, October 3, 2013

Tefsir Alimleri Yerin Küre Şeklinde Oluşunu Asırlar Öncesinden Haber Vermişti


Dirayet tefsiri deyince akla Fahreddin Râzî'nin tefsiri gelir. Tam sekiz asır önce yaşamış bulunan ve "Mefâtîhu'l-gayb" adlı tefsirin sahibi bu dev müfessir, tefsirinde, tefsirden kelâma, ondan felsefe ve mantığa ve tabiî ki fıkhî hükümlere, lügat, bedî', beyan ve i'caza kadar hemen her sahada söz söylemiştir. Denebilir ki, Fahreddin Râzî, tam mânâsıyla efsane bir şahsiyettir. Yazdığı kitaplar, boyumuzu aşacak kadar çoktur.

Dünyanın küre şeklinde olduğunu, güneşin etrafında döndüğünü, hatta dolaylı yoldan yer çekimi kanununun var olduğunu, daha sekiz asır önce tefsirinde münakaşa etmiştir. Ama ne hazindir ki, bizde okutulan ilk, orta ve lise kitaplarında bu şeref daima Galileo ve Kopernik gibi kimselere verilmiştir. Hâlbuki Fahreddin Râzî, onlardan tam dört asır evvel bu hususları açık veya ima yoluyla söylemiş bir ilim adamıdır.

***
Fahreddin Râzî, "O, (Allah) ki, yeryüzünü sizin için döşek, semayı da bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, artık bile bile Allah'a eşler koşmayın." âyetinin tefsirinde şu açıklamada bulunur: "Yeryüzü, burada bir yanıyla döşek olarak anlatılsa da, başka bir âyet-i kerimede küre olduğuna dikkat çekilmektedir. Güneşin etrafında dönen yerküredir. Şayet "Yer, küre olarak güneşin etrafında dönüyorsa, bu durumda insanlar ve cisimler onun üzerinde nasıl dururlar?' diye sorulacak olursa, ben de derim ki, dünya o kadar büyük bir küredir ki, üzerinde satıhlar meydana gelmiştir."Dikkat edilecek olursa bunlar, tam sekiz asır evvel söylenmiş ve yazılmış şeylerdir.

***
Yine Fahreddin Râzî'nin selefi olan ve Mutezile imamlarından sayılan meşhur "Keşşaf" sahibi Zemahşerî de dirayet ehlindendir. O da az farkla, yerin küre olduğu meselesinde Râzî'nin söylediklerine yakın şeyler söylemiş ve: "Dünya, küre şeklindedir. Kur'ân-ı Kerim'in ona döşek demesi, vüs'atine binaendir. Yer geniştir ve geniş bir küre üzerinde satıh tasavvur edebilir, düz zeminler düşünebiliriz."şeklinde, çağın ilim ufkuna yakın yaklaşımlarda bulunmuştur.

Zemahşerî'den az sonra yaşamış olan "Envâru't-tenzîl ve Esrâru't-tevîl" yazarı Beyzâvî'yi de ayrıca zikredebiliriz. Aynı şeyleri o da söyler. Medrese talebeleri arasında onun tefsiri için "Demir leblebi" ifadesi kullanılır. Zira ele alınan konular, müthiş bir dirayet ve dikkatle ele alınmıştır.

Osmanlıların meşhur ve müthiş şeyhülislâmı Ebu's-Suûd Efendi de, "İrşâdü'l-akli's-selîm" adlı tefsirinde yerin küre olduğunu ve dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, yine Galileo ve Kopernik'ten bir hayli yıl önce söyleyen müfessirlerimizdendir.